Yeni Türküler

03 Eylül 2010

Ellerim yeniden yoğurdu havayı
Fesleğenlere biraz dokunması yetti
Bir bahar saldı sana doğru
Ulaştı mı civarına, eteklerine
Ciddiye al yaprakları, gün doğumlarını ve batımlarını
Acele et, bahar bu, çok durmaz
Yaz gelirse havamız dağılır, hevesimiz kalmaz
Beni ciddiye al, bırak şımarıklığı
İçin de kıpırdasın biraz, tembelliği bırak
Ben gelmeyi de unuttum gitmeyi de
Çakılı kalakaldım
Bu baharı solumazsan seni de unuturum
Evet, tehdit ediyorum seni
Daha önce görmediğin en ağır silahlarla
Unuturum

Mutlak

03 Haziran 2010

Siyam bıçakları var bağrımızda
Biz sapladık
Uçları kalbimizin en hassas yerine değdi
Kıpırdanışlarımız kanatıyor
Derinleşiyor içimizin oyukları
Ölmek gücümüze gidiyor
Katlanıyoruz kanatmalarımıza.
Oysa öleceğiz mutlaka.

Giriş

21 Mayıs 2010

İçimin sızıları
Çatlaklarımdan aktı
Yüzyıllar önce ve boyunca
Uzun sürdü
Rüzgara karşı bereket ve bolluk

Şimdi
Eldivenli ellerin
Toz bezleri arasında
Korunaklı ama ifşaya açık
Heykelim.

Havanın rengi korkutucu
Boğuk ama aydınlık
Ah! Ne çirkinim şimdi
Merdivenlerin gıcırdadığını duydum
Aydınlığın karanlığa döndüğünü
Beklediğime değmişti
Göz kırpmıştın hem de iki kere
Olmayacak iş olacaktı

Bahçene kurduğum bu otağ
Horlanıyor
Bir bir çekiliyor insanlar
Bende de korkutucu bir hal var
Sessiz ve boyun eğmiş
Atılmalıyken ileri
Bir iç çekişle kalmış
Toplamak unutulmuş dağınıklık

Ah! Ne çirkinim şimdi.

Yüzyüze Hasretim Sana

06 Nisan 2010

uzak değilmiş yüzümüz
aynı kaldırıma basmak
aynı umutları taşımak gizli saklı
inkar ederek kalp ağrısını dostlara karşı
nefes darlığına çekmek
nane limon içmek kamuflaj

ölçülüyor uzaklık kilometrelerle
mecazî değil
bir, iki, üç
kaç kilometre gittiğin yer
ve daha kaç kilometre var gideceğin
kaç gün var kalacağın

yüzyüze hasretim sana
dağ gibi taş gibi tutulur cinsten
kutsayacak kadar
bilmese haddini imana karşı

Oyunlar III

05 Nisan 2010

Gerçekliğe doğru sarkan oyun havası sezdim. Gerçekleşsin mi yoksa oyun olarak mı kalsın tereddüdüyle birlikte sarkacın gerçeklik tarafı ağır basıyordu. Köprü sallanıyordu, hissediyordun, sen sabit duruyordun hiç olmadığın kadar. Dirseklerini dayamıştın kenarlara, dalmıştın yola. Yıllar önce görmüştüm aynı yerde, gördüğüm yine kördüğüm.
Bu sefer oyun iki kişilikti. Kısa bir melodram. Cins yok, ikisi de insan. Her zaman kaybedeceği çok şeyi olan kişi. Çantası var, düşüncelerin pelteleştirdiği kafatası içeriği ve sabit duramayan bakışları. Kaybedecek şeyi olmayan bir kişi. Çantası yok, eli boş kalmasın için bir yerden alınmış buruşuk bir dergi, sigarası bitmiş, gülümsemek vazife gibi yüzünde. Masa, bir çay, bir kahve, bir kül tablası, bir iki kelam, bir iki can acıtan gülüş. Hepsi hepsi on dakika, beş yılın hikayesi.

Hoşçakal

15 Mart 2010

Hoşçakal Cemâl. Senin içinde ama senden olmayan bir yere gidiyorum. Benimle gelme. Nasıl olsa döneceğim geri zorunlu olarak, ama beni gönderdiğin gibi bulma. Güzelliğinden çoktan vazgeçtim zahirde ya, batınım zor Cemâl, çok zor. Onun için uğraşacağım şimdi.

Oyunlar II

15 Mart 2010

Saçmalamak bir oyundur. Ortasında çekip gitmediğim tek oyundur. Kökeni saçmak olmalıdır. Bilinçsizce duyguları, kelimeleri oraya buraya saçmak. Ben öylesine saçmalarım ki, kelimelerim öylesine sakar ki çift taraflı olarak hüsrana sebep olurum. Kelimelerin şiddeti hem beni kırıp döker hem de çarptığı yerleri. Oğuz bir romanında “Bende insanları sinir eden bir durum var” demişti. Evet, bende de var öyle bir durum. Bu saçmalamak mevzuu da bunun içinde. Başkalarının gözlerine bakılırken, en uygunsuz zamanlarda saçmalamak favorimdir. Çok yakın zamanda gerçekleştirdiğim bu eylem, beklediğim neticeyi verdi: “yani?” dendi susularak.

Oyunlar I

10 Mart 2010

Oyun ve mecaz yoruyor beni demiştim. Hala oyundan bahsediyorsun. Neyin var senin?! İki adım gerileyince sen iki adım ileri gidiyorsun. Ben iki adım ilerleyince sen iki adım geri. Bu mu oyun?!. Bu kadar basit mi?! Oyun muydu hayat? Oyun olsa bile daha karmaşık olmalıydı, senden bunu beklerdim. İki adım ileri iki adım geri. Ha ha. Duygulardaki çocuk oyuncağı. Evet doğru, haklısın oynamalı insanlar. Hem de bu kadar basitlikle. Haklı olmadığın bir husus var; Bu çağa, bu zaman bu oyuna hatta bu dünyaya ait olmadığın fikrin. Aslında sen tam da bu zamana aitsin. Oyunun ortasında. Bu zaman taşlardan oluşturulmuş bir kule olsaydı ve dediğin gibi o kuleye ait olmadığın için seni çıkarıp atsaydık, kule yerle bir olurdu. O kadar asli parçasısın bu zamanın.

Küçük Duygular V

09 Mart 2010

Zeytin kokardı ellerin çocuk
Ham değil, salamura
Tam yenmelik
Uzun ve esnek parmakların
Dokunmamıştır ekine
Bereket, yemin ve ahit
Her ekinde kokar.