.......

bütün bunların içinde

nedendir anlayamadığım

düşüncelerimin dağınıklığı

karışıklığım,

ve hep yarım kalmışlığım…

.

Kuralına göre oyunlarda yokum

Saymayın beni

Oynayabildiğiniz kadar

Ha bir fazla ha bir eksik.

Sanrı XXIX-Virgül

15 Ağustos 2008

mavi-yokus.jpg
Bitti sandım hikaye
Noktayı koyacaktım
Yine virgül, yine tereddüt
Ben yazıyorsam seni
Nasıl ayak diretirsin
Bu başkaldırı niye
Sana en güzel rolleri vermedim mi
En büyük aşkla sevmedim mi yasakken
Köşe bucak aranırken
Çıkmadın mı başın dik ön kapıdan

Koysaydım noktayı biterdi
yokuşa benzeyen acılar
Ki kelimeleri tıkıyor boğazıma
Beni korkak ve çekingen yapıyor hayata
Adakların yüzü kararıyor
Kınına giriyor bilenmiş bıçak
Kutsalı ertelemek kimin harcı
Benim işim noktayı koymak
Bunu bana neden yapıyorsun

Son Gong

20 Temmuz 2008

son-gong.jpg
Cam parlaklığında zebercet
Şeffaf olduğu kadar ince de
Bir fiske kırılması için kafi geldi
Kırıldı
Sesini duymayayım artık
Sen konuştukça
Şangırtısı geliyor, her an yeniden

Özenle seçtiğim kelimeler iki paralık
Arzu denen tehlikeli his
Sokak kadını işvesi kılığında şimdi
Asaleti yok
Böyle bir kaygısı yok

Yorma kendini
Yorganı daha da çek yukarı
Peltelenmiş bedenine yama olsun
Camlardan sızan ışık
Saten nakış parlasın
Görmeyeyim yaralarını

Saat son gongunda
Bundan sonra sabah yok
Sen uykuda
Ben uykunda.

Sanrı XXVIII-Düğün

18 Temmuz 2008

İnsanlar
Kargacık burgacık
Ayakları büyük
Kınalı ellere kan bulaşmış,
kaburgaların gıcırtısından.
Beyaz tarla gelincik olmuş
Gelin ölmüş at üstünde.

Balatları okuyacak koca adam
Yıkıldın olduğu yerde
Kuruttu ateşin çamurları
Ama nafile
Başın gökte
Bir anıttan öteye geçemedin.

Durum Kat’i

06 Temmuz 2008

ray.jpg

Kimse sırtımı sıvazlamıyor
Okuduğum kitapların gözlerinde bile müstehzi bakışlar
Ocak tütmüyor
Yalnız kaldım, tam manasıyla yalnız

Arkamda sana sıkılan kurşun kovanları bırakarak gidiyorum
Tetiği ben çekmedim, çekemem de
Sofrasına oturduğum, suyunu içtiklerim
Tahrip gücü yüksek cümleler kurdular
İçten yıkan ve fetheden
Senden aldıklarını bana verdiklerini sandılar
Bana yaşam bahşettiklerini
Ne kötü bir zan
Seni bilmiyorlar
Beni de mi bilmiyorlar

Durum kat’i
Bu son pusu damarımı bulamadan tüm zehrini zerketti
Uğuldayan başla
Ömrüme gün sayıyorum.

Serenad III

04 Temmuz 2008

pencere.JPG
Ateşin şeytanları kutsala kaçtı
Taş topluyor güzel eller
Üç, beş, yedi
Meydanı boş bulan koşuyor
İnsan, hayvan, nefs
Avuçlarını ovuşturuyor
Hepsinde arzu ve heves
Dış kapıdan geçemedim
Elimde iki taş
Kaç defa yeltendim
Omuzda gülle
Biri camını indirmeli
Diğeri bahçendeki köpeği

Iska geçsem birini
Ya canımdan
Ya senden

Şimdi gittim
Ama geleceğim
Bana cesaret ver
Hiçbirini ıska geçmeyeceğim.

Gönlümün Durgun Kızı

29 Haziran 2008

papat.JPG
Gönlümün durgun kızı
Bak Beşiktaş vapurları öksüz şimdi
Beyoğlu ve Cihangir
Kalkış öncesi toprağına bastığımız
Üsküdar iskelesi
Benim ısrarla çay içişim
Senin dondurma yiyişin
Devamını oku »

Arabesk

26 Haziran 2008

weathercock____by_candan11.jpg
Sen, öyle ya da böyle tutmuşsun hayatın bir ucundan
gümüşünden sırçasından
adımların sıklaşmış, yürüyorsun üzerine üzerine akşamın
ve gülümsüyorsun uyandığında yarım ağız
öyleyse biz yabancıyız
işaretleri ezberleyemem
o dediğin dilden ise anlaşamayız.
Devamını oku »

Aşk ve Sadakat

23 Haziran 2008

“Aşk sadakati beraberinde taşır. Aşk varsa sadakat de vardır” gibi bir çıkarım yumurta-tavuk ikilemini hatırlatsa da, avuntu ya da kalbin kemirgenlerini hapsetmek için bundan kaçınmak da mümkün değildir. Sevenin gözü başka gözleri görmediğinden, fikri de zikri de aynı olsa gerek. Bir psikyatrist geçmişin efsane aşklarını modern insandan beklemek doğru değildir der. Öyle bir durum olsa bile bunu bir rahatsızlık olarak görür tedavi ederiz diye devam eder. Devamını oku »

Sanrı XXVII- Cümbüş

19 Haziran 2008

dd.jpg

Terk edilen şefkatimi
Kağnı hızında içimi yarıp geçen acıma bağladım
Takılıyor dişleri kaburgalarıma
Nasıl da vuruyor sancısı
Kan kusturuyor

Biliyorum
Sürüye sürüye bulduracak manasını
Temizleyecek anızdan bedenimi
Kırlara taşacak
Mücessem
Renk, gece, gün, el, kol, bacak…
Yavaş yavaş tamamlanacak cümbüş.

Şefkat mi ben; ben mi şefkat
Ayırt edilmeyecek.

Sanrı XXVI Bozgun

18 Haziran 2008

bozgun1.jpg
Gittikçe yalnızlaşan
Yalnızlaştıkça çirkinleşen bir kalem
Görünmeyen bir el itmişti
kalabalık
Bir çok yalnız bir araya gelince kurtulmazlar
Ağır olur kapının sürgüden indirilişi
Önden kimse gitmez
Birbirine bakışları tek bu andadır
Sövmek ve kahretmek
Aydınlık denen yalana
Köşe bucak
Alt alta, üst üste
Leş kokusu
Kargalar et yemez
Oyar gözleri, kursaklarında çürütür
tükürürler sol yana

Boş bir kelle
Saçları yan taralı
Kaşın kesiğini kapatır
Taşın tozunu
Tek vukuatı anlaşılmasın

Üstüme kül geldi
Çirkinliğe sıvadan
Silktim üstümü
Geri dur! Geri dur!
Bozgun bu.