Uzun konuşmalarımızdan birinde sana bir soru sormuştum hatırlıyor musun? “Hayır demek insana acı verir mi?” diye. Sen de “Evet” demiştin. Evet, hayır demek insana acı verir ve kimi zaman aslında yapmaması gereken bir çok şeyi yapmasına sebep olur, sırf o acıya düşmemek için. Belki bin defa yeltenir “hayır” demeye; kurgular kurar; cümleler oluşturur; ama dilinden hep başka şeyler dökülür.
Gözlerinde hayır diyememenin acısını görüyorum. İncitmek istemiyorsun ve hazırladığın onca cümleyi cebine tekrar koyuyor, susuyorsun. Biliyor musun suskunluğun hayır demenden çok daha fazla incitiyor. Öyle ki sürekli kırılan ve her seferinde farklı yerinden birleştirdiğim hayat kaynağım un ufak. Bin usta kafi gelmez onarmaya…
Susuyorsun inciniyorsun…
Susuyorsun inciniyorum…
Derin iç çekişlerine alışmalıyım, çıkarınca seni içerimden, içimde açılan uçurum boşluğuna şehrin tüm havası doldu sanki. Ne kadar derin nefes alıp versem de boşalmıyor. Ağrıtıyor göğüs kafesimi. Çabuk çabuk nefes alıp verebilmek için koşa koşa iniyorum kıyılara, yoruyorum kendimi, ruhumu. Gece yarılarında sokaklara çıkıyorum, suçlu bilsinler; kaçayım da; nefessiz kalayım diye. Tükenince senin yerine dolan şehrin karanlık, tozlu havası, susacağım ve gideceğim buralardan. Kurtaracağım seni, hayır diyememenin ve suskunluğun acısından. Hani sırf varlığımızın birbirimize yettiğini, sonsuza dek konuşmadan yan yana durabileceğimizi düşünürdük. Her şey sessizdi eninde sonunda nasıl olsa. Susmalı ve gitmeliyim, her sesim seni biraz daha susturuyor, biraz daha acıtıyor.
Ve şimdi kayıp zamana kalıp biçtim; tuzak kurdum; yakaladım.
Vazgeçebilmek senden, susmak ve gitmek için…
Boşalan içime başka şehirlerin havasını doldurmak için…
Vedaları sevmezdik, ama şimdi tüm vedalar, senin için…
Hoşça kal..
Yorum yazın