Hayat ile ölüm arası bir soluk
Gerçek ile düş arası bir soluk
Aşk ile gerçek arası bir soluk…
Çok önceydi…
Kendimin ve gerçekliğin farkına yeni yeni varıyordum, hayatım çoğalmaya başlıyordu. Geliyorlardı, güneşler doğuyor baharlar yeşeriyordu. Hayatın gerçekliği bulaşıyordu sonra ellerine gözlerine en çok da ruhlarına. Gerçek oluyorlardı olamayacakları kadar, güneş yakıyordu bedenlerini, rüzgarlarında, denizlerinde boğuluyorlardı.
Ve ağrılar ve sancılar bıçak yarası kadar dokunulan, hissedilen. Bilmiyorlardı, ama ben biliyordum sebepleri biliyordum, sonuçları biliyordum. Ve bilmenin kekremsi acı tadını. Başlayan her şey biterdi, başka yolu yoktu farklı olamazdı olmayacaktı, madde biterdi, çürürdü, terk ederdi…
Biliyordum ve yapamıyordum, anlatamıyordum. Bir şeyler yapmalıydım bir dünya yaratmalıydım, tutulamayan, bilinmeyen, acıtmayan, masal gibi. Bir yanım gerçeklikte kalırken bir yanım sıyrılmalıydı; yaptım; gerçeğim ruhumu daralttığı zaman masalıma kaçardım.
Yazdım, orada her şey masaldı, hayaldi, rüyaydı, güzeldi. Acıtmayan sözler, gözleri gözlerim olan bakışlar, korkusuz dokunuşlar vardı. Ve rüzgar saçları yüzüne dökülen sevgili. Hiçbir zaman gerçeğime gelmeyeceğini bildiğim. Gelemezdi, gelse o da biterdi, buna izin yoktu kırıktı kalemler.
Ve bir gün…
Geceye ve ay ışığına açık bıraktığım masal kapısından çıkmak istedi sevgilim, engel olmak istedim, olamadım sonunu bile bile. Çıkageldin, gerçek olmayacak kadar güzeldin, “mucizeler yaratıp kahramanım oluyordun” ben korkuyordum ölesiye. Günler günler geçiyordu, gerçek oluyordun…giderek…“masalım” bitiyordun…
Ve son adımda geldiğin kapıdan geri döndün, ramak kala…
Sonra…
Kanıyordu her yanım, ellerim gözlerim tüm bedenim, bedenim ceset makamında.
Anlamaya çalışıyordum; masalımı anlamaya çalışıyordum; okuyordum her gün yeniden bir daha bir daha, ahenk nerede bozulmuştu, neden bozulmuştu, hangi satırları atlamıştım, anlamıyordum bir türlü… unutmuştum tüm bildiklerimi… artık bilmiyordum…tüm gerçekliğe, masala ve hayale lanetler gezdiriyordum. Elmayı ikiye bölüyordum, yarısı aşk oluyordu sana dair ve diğer yarısı nefret yine sana dair. Aşkım seni benden, nefretim beni senden koruyordu.
Ve,
Yorulmuştum anlamaya çalışmaktan, her gün yeniden yaşamaktan…anlamaya çalışmıyordum, artık ezberimdin.. biliyordum ki gerçek hayatımın arasına girdiğin bir soluktun… düş ile gerçek arasına..aldığım soluğu tutmaya çalışmamalıydım, buna imkan var mıydı? boğulmaz mıydım/dın…bırakmalıydım, sonsuza dek tutamazdım; bıraktım, dilediğin gibi…bıraktım soluğumu, soldum…bir soluktun sadece, hiç yoktun aslında.
Ezberim oldun…hiç gerçek olmadan… gerçeğe bir adım kala kayboldun…
Ezberim oldun, geçtiğim yollarda dinlediğim şarkılarda, kıyılarda, gecelerde…
Ne zaman Galata Kulesi’ni görsem sensin, gülümserim…
Işıkların Haliç’i aydınlatması sen..
Tophane, Dolmabahçe kahveleri..
Çınaraltı, Üsküdar, Kız Kulesi, Harem…
Sonbahar, en çok da Beşiktaş ve vapur iskeleleri ve martılar…
Seferden kaldırılan yedi vapuru…
Sen…Gülümserim…
Acılarıma tatlı bir dokunuş oldu hatıran..
Tuhaf değil mi çok şey paylaşmadık oysa, sayılı gülüşler ve bir iki dokunuş belki..
Masal işte daha ne olabilir ki…
Yazar ve kahramanı..
Bu masalı ben yazdım, yaşadım, yaşıyorum…
Ve en sonra…Masaldasın..
Sen hala o son gecede, ben bir şeyden habersiz..
karanfillerini tuttuğum, parlayan ayın altında kollarına sığındığım sensin..
alnımda sıcağın..bakışların içimde…
Öyle kal isterim…
Sakın Gelme!
Eğer gelirsen, son gece kaybolur, ellerim soğur…
Donuk yüzümde uzak, soğuk bakışların…
Dayanamam…
Yazık olur…
gerçek oluyordun…giderek…“masalım” bitiyordun…
ne kadar münzevi bir hal.
yaklaştıkça uzaklaşan, uzaklaştıkça paylayan
düşmek gibi birşey galiba
kurulmuş bir saate rağmen uykuya düşmek
arada ne kalmış olaki
tik tak!
gizledim kendimi
27 Mart 2007, 13:00
çalışmalarınız çok güzel.
inşaallah beraber edebî çalışmalarda bulunuruz.
ziyaret için; abdullahbasaran.wordpress.com
abasaran
28 Mart 2007, 19:09
aaah… istanbul.
gerilla
28 Mart 2007, 19:52