.......

bütün bunların içinde

nedendir anlayamadığım

düşüncelerimin dağınıklığı

karışıklığım,

ve hep yarım kalmışlığım…

.

Kuralına göre oyunlarda yokum

Saymayın beni

Oynayabildiğiniz kadar

Ha bir fazla ha bir eksik.

Farkında olan insanın bitmek bilmeyen ızdıraplarını yokluğa çevirebilmek mümkün değil. Çünkü o vardır artık. Yaratıcı onun varlığını yokluğuna tercih etmiştir. Ve kulun bu aşamadan sonra yokluğa hükmetmesi imkansızdır. Felsefi geleneğin cevabını bulamadığı ve her filozofun kendine has cevapları olduğu bu alanda konuşalım biraz.
İnsan varlığın bilincindeyken ızdırapların büyüklüğüne sığınarak fırsatı olsaydı yokluğu tercih eder miydi? Yok olmak. İnsan zihninin tasavvurunu aşan bir olgu. Olgu mudur? Nedir? Tanımlanabilir mi yokluk? Bilmediğimiz bir şeyi tanımlayabilir miyiz? Tanımlayamayabiliriz ama yokluğun var olduğunu inkar edemeyiz. Yokluğun varlığı. Çünkü “şey”in anlaşılabilmesi için zıddının olması gerekir.
Sûfî yaklaşım, ne kadar acı çekse de insanın, yok olmayı varlığa tercih etmeyeceği şeklindedir. Hiçbir acı yokluğun acısı kadar büyük olamaz. Var edenin tercihinde olmamak en büyük acıdır. Bu düşünceyi hiyerarşik anlamda yukarıdan aşağı doğru düşünürsek anlamamız kolaylaşır. Yani Yaratıcı bize değer vermiş, varlığımızı tercih etmiş ve yokluktan çıkarıp görünür kılmıştır. Bizler yaptığımız tercihlerde bir “şey”i görünür hale getiriyor, değer biçiyor varlık veriyoruz. Bu düşünce bizi şu noktaya da götürebilir. Tercih ettiğimiz “şey” bizatihi güzel değildir aslında biz ona varlık verdiğimiz için güzeldir. Yaratıcı bize varlık verdiği için varlığımızın yokluğumuzdan güzel olması gibi. Bir nevi yaratma sürecinin devamıdır bu.
Öyleyse insan, aslında içinde taşıdığı bu güzelliği (tercih edilmişlik) ister ilâhî, ister beşerî anlamda olsun zahiri etkenler sebebiyle kirli gördüğünde, terk etme isteğinde asla gerçekçi olmayacaktır. Zîrâ bizatihi güzel olan şey kirlenmez belki öyle görünür.
İnsanın varlığı tercih edilmiş, devamının tercihi insana bırakılmıştır. İnsan bundan vazgeçemez. Çünkü yok olmak ya da yokluk en büyük acıdır.

Toplam 5 yorum var

  1. Cevher yani insan ruhu, bedenden ayrıldığı zaman kendisine verilen bir ebedilikle baki kalır.. Tabiatın karanlıklarından sıyrılıp temizlenir.. Tam bir mutluluğa ulaşır. Bu cevherin yok olması tümüyle imkansızdır. Çünkü cevher cehver olmasından dolayı yok olamaz.. Özü gereği yok olamaz. Yok olan şeyi ancak cevherle cisimler arasında bulunan ve zıddını da içinde taşıyan ikili yasaya tabi olan arazlardır. Cevhere gelince, onun hiç bir zıddı yoktur. Halbuki bozulan çürüyen şey, zıddı olduğundan bozulur…
    (İbni Sina)

    awara

  2. insanın varlığını devam ettirmemek gibi bir şansı oktur. zira tanrının bilgisinde var olan herşey vardır. ve herşey tanrının bilgisinde vardır. var etmekle bilmek tanrıda aynı şeylerdir zira. ayrıca herşeyin zıddıyla kaim olduğu yargısı çok önemli istisnalar içermektedir. kaideyi bozacak kadar büyük istisnalar. tanrı mesela. cevher ve nur da bunlar arasında sayılabilir. zira bazı şeyler tanımlanamazdır. tanım ise sınırı gerektirir ve sınırın varlığı zıtlığın varlığını mümkün kılar. eğer herşeyin zıddıyla kaim olduğu kabul edersek ve buna var olma durumunu da eklersek bu durumda dualizme düşeriz ve bir fasit dairenin içine gireriz. yokluğun var olması durumunda varlığın zıddının da var olduğu ve bu zıtlığın başladığı sınırın aslında sınırın gerisinde olduğu gibi. dolayısıyla yokluk var değildir. var olmayan tek şey yokluktur aslında ama bu var olmayış, bir zıtlama değil, olumsuzlamadır.

    gerilla

  3. burada bahsedilen yokluk, adi düşünce anlamında “yok olsaydım keşke” cümlesinden mülhemdir. insan “bunu gerçekten ister mi”yi tartışır. ne ibn-i Sina’nın kastettiği manada bir varlık-yokluk tartışmasını şamildir, ne de “her şey zıddıyla kaimdir” genel yargısını. Tanrı’nın varlığı ve yokluğu, zıddı olup olmadığı vs. konuları da tamamiyle üst çerçeve. Ön kabuller dikkate alındığında “insanın varlığını devam ettirmemek gibi bir şansı yoktur” ve “İstisnası olmayan tek şey Tanrı’dır” yargısına ulaşmak da filozof olmayı gerektirmiyor ve bu yazının dışında bir mevzudur. Nur ve cevher meseleleri nihayetinde tek öze ulaşır o yüzden onların sayılması gereksiz. gerilla felsefi okumalarınızdan yokluğun var olmadığını söylüyorsunuz muhtemelen ben de var olduğunu söylüyorum.
    belki tasavvuru olmayan ama düşüncesi acı veren bir şeyin var olması gerekir.
    filozof değilim ama düşünebiliyorum.

    sulltan

  4. “yok olsaydım keşke” cümlesinin anlamsızlığı üzerine kurulmuş bir yorumdu zaten benimki de. ayrıca söylediğim şeylerin tamamı yanlış da olabilir. felsefe spakülatif bilgi üretir zira. benim tüm bu dediklerim, sizin de söylediğiniz gibi şahsi okumalarım neticesinde kurmaya çalıştığım felsefi sistemin gerektirdiği şeylerdir. yani benim sistemime göre, bu sistemin işlemesi için doğru olması gereken ve sistemle bütünlük arzeden, sistemin genelinin ve üzerine inşa edildiği ‘dogma’ ların doğru olarak gösterdiği şeylerdir. (rasyonalistlerin ve pozitivistlerin iddia ettikleri ve insanlığa kabul ettirmeye çalıştıklarının aksine felsefi ve bilimsel de dahil olmak üzere tüm düşünce sistemlerinin dayanmak zorunda oldukları dogmalar vardır.) bir başka düşünce sistemine göre yanlış olabilirler. ‘tek doğruluk’ iddiasında bulunabilecek düşünce sistemleri ancak vahye dayalı düşünce sistemleridir. insan ürünü olan herşey yanlışlanabilir. mesela sühreverdi, hocası olarak kabul ettiği eflatun’un aksine tümellerin zihin dışında varlıklarının olmadığını söyler. ve her iki görüş te kendi felsefi sistemlerinin içinde doğrudur.

    gerilla

  5. ”Ben oyumu felakete veriyorum”

    yavuzbasak

Yorum yazın