2008yılı için Arşiv

Sanrı XXVI Bozgun

18 Haziran 2008

Gittikçe yalnızlaşan
Yalnızlaştıkça çirkinleşen bir kalem
Görünmeyen bir el itmişti
kalabalık
Bir çok yalnız bir araya gelince kurtulmazlar
Ağır olur kapının sürgüden indirilişi
Önden kimse gitmez
Birbirine bakışları tek bu andadır
Sövmek ve kahretmek
Aydınlık denen yalana
Köşe bucak
Alt alta, üst üste
Leş kokusu
Kargalar et yemez
Oyar gözleri, kursaklarında çürütür
tükürürler sol yana
Boş bir kelle
Saçları yan taralı
Kaşın kesiğini kapatır
Taşın tozunu
Tek vukuatı anlaşılmasın
Üstüme kül geldi
Çirkinliğe sıvadan
Silktim üstümü
Geri dur! […]

Devamını oku »

Sanrı XXV/Buyruk

12 Haziran 2008

Ruhların vaveylası arasında duyabildiğim
-“Yakın çerağı, buyruğum budur”
Buyruğun kesinliği
fitil kokusunun keskinliğine karışıyor
karşı çıkmanın imkansızlığını sezinliyorum
Benlik kavgasına girişecek değilim
Depreşen hislerle uyanan dev
Sıkılı yumruğum
Kalkmaya kalkışma
Senden yana değilim

Devamını oku »

Kaçamak

04 Haziran 2008

biraz merak, biraz hayal
kaçamak bu ya,
en çok sevda
karlıdır dağların eteği bu vakit
tımarı için kaşağı yetmez
eldivensiz iki el,
parkelerin cebinde körebeler oynasın
dağ arkası, iki konak ötesi
bendeki iki ardıç, iki salkım
üç beş adım
kararlı.
eğdim dağ başımı
kırdım kanadımı kolumu
yetiş şimdi
kaldır şimdi
sar şimdi.

Devamını oku »

Sanrı XXIV/Karantina

25 Mayıs 2008

Karantinada şehir
Sahipsiz bir kaç “neredesin?”
Bilinçsiz bir telaşla odalar alt üst
Dolanıyor dik yakalı cisim suratlı görevliler
Işığa gelme diyor bir ses
Işığa gelme!
isli cama kenardan yaklaşıyorum
eriyen sadece et mi
ayağımın battığı
külçe altın
ve kalemden sökülmeyen parmaklar
sözcükler prematüre
Umulmadık sabırla.
O!

Devamını oku »

GÜNCEDEN İLK (K ve E)

23 Mayıs 2008

k
karadır beniz
vapurları görmedim bile
asırlık çınarların yanından kim geçmiş
kim taylarını eğlemiş
kim inzivada
kim kahkaha zerk etmiş
bihaberim.

Devamını oku »

Serenad II

16 Mayıs 2008

Görünme bana
Arka balkona çık
Göğe görün.

Devamını oku »

Ölüm Cantabile

05 Mayıs 2008

Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata
görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını
yerimi yadırgadım
yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka
çılgının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı
durmadan bir beyaz aygırla taşardım derin göllerden
bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara
güneşin zekâsıyla doymak isterdim
kaba solgun kâğıtlar sunardı
şehrin insanı bana

Devamını oku »

Ağıt

22 Nisan 2008

Zan değil bülbülün ağlayışı
Ellerinde uzun kargılarla dolaşan korucular
Gülün nazına göz dikenler
Bin vurur
Susmaz ağıt
Gelen var
Ya kara bir yüzle geçecek
Ya da kül rengi perçemi düşecek alnına
Yarım ağız bir tebessüm
Dur şimdi
Baştan başlayalım
Anlamaya mecal gerek
Ben kaç defa gerdim bu gergefi
Kaç defa işledim
Koynunda saklamak sana
Anladım,
Vur şimdi.

Devamını oku »

Kayıp

27 Şubat 2008

 
Kadın ayağı
İzlerin topuklarından belli
Belli ki basmamış yere,
Acıtmamış sırtını kumların
Zarif ve silik
Rüzgara teslim olmadan
Buradan gidelim, izler buradan
Zarif ve silik.
 
Bedevi kaybetti sezgisini
Yol sensin, yolcu sensin, yoldaş sensin
Gör keskinliğini mızrağın
Tonguçların sesine kulak ver
Uydur adımlarını aruza
Bulması kolay bilmesi kolay.
 
İncelen bilekten sarkan halhal
Rakkase
Zafere seza ritmiyle
Çiziyor encamını derinden
Ele verecek
Vehminde kurtuluş.

Devamını oku »