Gerçekliğe doğru sarkan oyun havası sezdim. Gerçekleşsin mi yoksa oyun olarak mı kalsın tereddüdüyle birlikte sarkacın gerçeklik tarafı ağır basıyordu. Köprü sallanıyordu, hissediyordun, sen sabit duruyordun hiç olmadığın kadar. Dirseklerini dayamıştın kenarlara, dalmıştın yola. Yıllar önce görmüştüm aynı yerde, gördüğüm yine kördüğüm.
Bu sefer oyun iki kişilikti. Kısa bir melodram. Cins yok, ikisi de insan. Her zaman kaybedeceği çok şeyi olan kişi. Çantası var, düşüncelerin pelteleştirdiği kafatası içeriği ve sabit duramayan bakışları. Kaybedecek şeyi olmayan bir kişi. Çantası yok, eli boş kalmasın için bir yerden alınmış buruşuk bir dergi, sigarası bitmiş, gülümsemek vazife gibi yüzünde. Masa, bir çay, bir kahve, bir kül tablası, bir iki kelam, bir iki can acıtan gülüş. Hepsi hepsi on dakika, beş yılın hikayesi.

Yorum yazın