Giriş
21 Mayıs 2010İçimin sızıları
Çatlaklarımdan aktı
Yüzyıllar önce ve boyunca
Uzun sürdü
Rüzgara karşı bereket ve bolluk
Şimdi
Eldivenli ellerin
Toz bezleri arasında
Korunaklı ama ifşaya açık
Heykelim.
İçimin sızıları
Çatlaklarımdan aktı
Yüzyıllar önce ve boyunca
Uzun sürdü
Rüzgara karşı bereket ve bolluk
Şimdi
Eldivenli ellerin
Toz bezleri arasında
Korunaklı ama ifşaya açık
Heykelim.
Havanın rengi korkutucu
Boğuk ama aydınlık
Ah! Ne çirkinim şimdi
Merdivenlerin gıcırdadığını duydum
Aydınlığın karanlığa döndüğünü
Beklediğime değmişti
Göz kırpmıştın hem de iki kere
Olmayacak iş olacaktı
Bahçene kurduğum bu otağ
Horlanıyor
Bir bir çekiliyor insanlar
Bende de korkutucu bir hal var
Sessiz ve boyun eğmiş
Atılmalıyken ileri
Bir iç çekişle kalmış
Toplamak unutulmuş dağınıklık
Ah! Ne çirkinim şimdi.
Şimdi teoriler ve pratikler üzerine söylevler kur
Karşında değil arkanda
gülüşmeler ve
rasyonel kararların duygulara tahakkümü
gelişsin.
Oysa hüzün de yavan mutluluk da
Bu ahenk için
Omuzladığın mucize
Korkuyla karışık boyun eğme ve itaat
Düşünmeden duramıyorum
Boşluğu içime sarkıtmalarına rağmen
“Boşluk sarkıttınız” dedim gülerek
Çünkü bu cümleyi bile emiyordu boşluk
Gülmeden önce
Gülüyordum sonra
Bu, dünyayı daha hızlı döndürüyor
Yaşananlar anıya dönüşmüyor
Tüm görüntüler ve gürültüler
“Bunun neresi üzücü” dedi
Sırıttı.
Bu sözler, bu yakınmalar, bu küfür sitemler
İnandın mı
Yokluğunda güldüm dedim üstelik tiz kahkahayla
beyaz ayakkabılar giyindim
Koştum koştum
Taçlarla bezediler
Ellerimden tuttular, sana benziyorlardı
Buz kestiler
Ellerini kestiler
Hava güzel değildi, baktım ben
Perdeleri sonuna kadar çekerek üstelik
Kimse yoktu, ve bir sürü sürü vardı
Sis vardı, sana engeldi de sürüye neden değil
Sis vardı, su zannettim
Ya da billur
Çıktım
Eteklerimi topladım, parmak uçlarımla yürüdüm.
sensiz geçti günler
göründüğüm ama görmediğim o yerde
hapsettiğim benliğimin özgürlüğü
zannettiğim kadar zor olmadı
o yüzden, önce
dışarıya çıkmaktan korktum
sana minnettar olmalıyım belki
ama küfretmek geçiyor içimden
gözümdeki pırıltı
savurduğum kahkaha
rengarenk elbiseler
puantiye ve fırfırlar
hepsi elindeki fırçadan
ve karşınızda palyaço
ha ha ha.
Dört gün önceydi,
Bel bağladığım mutluluğun çöplüğe düşüşü
Bir kahvaltı masasındaki gazete kağıtları, ekmek kırıntıları ve zeytin çekirdeklerine kapılarak
Farkındaydım kaybolduğunun
teorimde makbul değildin
yaşamımsa onlara emanetti
anlaştım, aldım
Aramak hevesini
Yokluğunun kalbi daraltan heyecanını
Tepkisizliğimle mübadele ettim
Boşluğundayım
O yüzden bu Pazar rahatlığı
burası için mi sızlandın o kadar
yeşil beyaz bir kapsüle sıkışmış
kof bir bilincin içinde kıvranmak
seni biçen
kimilerine göre doğuran
“daha iyi” “daha iyi” tezahüratları arasında
serotonin palavrasına bulanarak
inanarak hatta
iyi kulaç atardın sen
su, çamur
çamur tercihindi
hız alan yerlerinde izleri kalırdı en azından
biliyordun diyorum
ikinci tekil şahıs yapıyorum cümlelerin öznelerini
çukura düşmek, yalpa yalpa yürümek
kendime “sarı beniz” yakıştırması yapabilmek
temize çekmek ya da […]
Zafer benim değil
Havanda dövülerek lapalandı etler
Gerdikçe dağılacak
Kıyam günleri hatırda
Elbise çaput
Diz kapakları nasırlı
Ayıp değil
Baş hala gövdede
Ve çene kalkık
Cam parlaklığında zebercet
Şeffaf olduğu kadar ince de
Bir fiske kırılması için kafi geldi
Kırıldı
Sesini duymayayım artık
Sen konuştukça
Şangırtısı geliyor, her an yeniden
Zan değil bülbülün ağlayışı
Ellerinde uzun kargılarla dolaşan korucular
Gülün nazına göz dikenler
Bin vurur
Susmaz ağıt
Gelen var
Ya kara bir yüzle geçecek
Ya da kül rengi perçemi düşecek alnına
Yarım ağız bir tebessüm
Dur şimdi
Baştan başlayalım
Anlamaya mecal gerek
Ben kaç defa gerdim bu gergefi
Kaç defa işledim
Koynunda saklamak sana
Anladım,
Vur şimdi.