.......

bütün bunların içinde

nedendir anlayamadığım

düşüncelerimin dağınıklığı

karışıklığım,

ve hep yarım kalmışlığım…

.

Kuralına göre oyunlarda yokum

Saymayın beni

Oynayabildiğiniz kadar

Ha bir fazla ha bir eksik.

'KAYIP ZAMAN' Kategorisi için Arşiv

…ve kül

17 Şubat 2007

Bazen hiç ummadığın bir anda vazgeçersin her şeyden..
Bırakırsın sıkıca tuttuklarını, dağılır benim dediklerin, cildi kopmuş defter yaprakları gibi..
Sonra buruşturup sayfaları tek tek, çakarsın kibriti…
Bir kibritin biriktirdiğim dediğin hayatı nasıl yaktığına şaşarsın. Bir an kurtarmaya çalışırsın, artık geç çok kalmışsındır. Oturup karşısına sahillerin, martıların, gülüşünün, dokunuşunun, saçlarının, gözlerinin ve sevgilinin yanışını izlersin. Alevlerin arasından zihninle kurtarabildiğin […]

Devamını oku »

Yok

13 Şubat 2007

Kendini kendinin bile görmek istemediği oldu mu? Önce aynaları kaldırırsın tek tek, sonra albümleri doluşturan gereksiz fotoğraflara dadanırsın. Güzel çirkin demeden ufalanır ellerinde, belki de sonra duyacağın pişmanlığı umursamadan. Görüntüler dünyasında kendine ait zaman aralığını silmek istersin. Camlar, ışıklar, sular, gölgeler kendini hatırlatan her şeyden kurtulmaya çalışırsın. Gördüğün artık ayak uçlarıdır, gözlerdeki yansımandan kaçışın sığınağı. […]

Devamını oku »

Veda

08 Şubat 2007

Uzun konuşmalarımızdan birinde sana bir soru sormuştum hatırlıyor musun? “Hayır demek insana acı verir mi?” diye. Sen de “Evet” demiştin. Evet, hayır demek insana acı verir ve kimi zaman aslında yapmaması gereken bir çok şeyi yapmasına sebep olur, sırf o acıya düşmemek için. Belki bin defa yeltenir “hayır” demeye; kurgular kurar; cümleler oluşturur; ama dilinden […]

Devamını oku »

Ey Musa!

08 Şubat 2007

Ey Musa! Çıkar ayakkabılarını
Burası kutsal vadi Tuva!
Korkma!
Rabbinin sesini duyacaksın..
Dünyayı getirme yanında,
Arın!
Çıkar ayakkabılarını,
Burası kutsal vadi Tuva!

Devamını oku »

Ölüm ne garip şey.. içimizden bir şeyler çıkıyor ve biz bomboş bir halde kalıveriyoruz..
Uzanan ellerimiz, gülümseyen bakışlarımız, sıcak bedenimiz; her biri soğuk, her biri boş, öyle boş…
Kaldırımlar yürüyor ben duruyorum, her şey herkes hareket ediyor; akşamın karanlığı çöküyor üzerime sonra dükkanların ışıkları…anlatamamak ne kötü… ellerimle buruşturuyorum yüzümü; kullanılmış kağıt gibi fırlatıp atıyorum kaldırıma… duruyorum öylece… […]

Devamını oku »