.......

bütün bunların içinde

nedendir anlayamadığım

düşüncelerimin dağınıklığı

karışıklığım,

ve hep yarım kalmışlığım…

.

Kuralına göre oyunlarda yokum

Saymayın beni

Oynayabildiğiniz kadar

Ha bir fazla ha bir eksik.

'SANRILAR' Kategorisi için Arşiv

Sanrı XXX-Muamma

03 Kasım 2008

Güvelendi levh-i mahfuzum
Didik didik edilmiş,
muamma bir kalbin sahibiyim
En güzel elbiselerimi giyindim
Duaya çıkalım, yağmasın yağmur.

Devamını oku »

Sanrı XXIX-Virgül

15 Ağustos 2008

Bitti sandım hikaye
Noktayı koyacaktım
Yine virgül, yine tereddüt
Ben yazıyorsam seni
Nasıl ayak diretirsin
Bu başkaldırı niye
Sana en güzel rolleri vermedim mi
En büyük aşkla sevmedim mi yasakken
Köşe bucak aranırken
Çıkmadın mı başın dik ön kapıdan

Devamını oku »

Sanrı XXVIII-Düğün

18 Temmuz 2008

İnsanlar
Kargacık burgacık
Ayakları büyük
Kınalı ellere kan bulaşmış,
kaburgaların gıcırtısından.
Beyaz tarla gelincik olmuş
Gelin ölmüş at üstünde.
Balatları okuyacak koca adam
Yıkıldın olduğu yerde
Kuruttu ateşin çamurları
Ama nafile
Başın gökte
Bir anıttan öteye geçemedin.

Devamını oku »

Sanrı XXVII- Cümbüş

19 Haziran 2008

Terk edilen şefkatimi
Kağnı hızında içimi yarıp geçen acıma bağladım
Takılıyor dişleri kaburgalarıma
Nasıl da vuruyor sancısı
Kan kusturuyor
Biliyorum
Sürüye sürüye bulduracak manasını
Temizleyecek anızdan bedenimi
Kırlara taşacak
Mücessem
Renk, gece, gün, el, kol, bacak…
Yavaş yavaş tamamlanacak cümbüş.
Şefkat mi ben; ben mi şefkat
Ayırt edilmeyecek.

Devamını oku »

Sanrı XXVI Bozgun

18 Haziran 2008

Gittikçe yalnızlaşan
Yalnızlaştıkça çirkinleşen bir kalem
Görünmeyen bir el itmişti
kalabalık
Bir çok yalnız bir araya gelince kurtulmazlar
Ağır olur kapının sürgüden indirilişi
Önden kimse gitmez
Birbirine bakışları tek bu andadır
Sövmek ve kahretmek
Aydınlık denen yalana
Köşe bucak
Alt alta, üst üste
Leş kokusu
Kargalar et yemez
Oyar gözleri, kursaklarında çürütür
tükürürler sol yana
Boş bir kelle
Saçları yan taralı
Kaşın kesiğini kapatır
Taşın tozunu
Tek vukuatı anlaşılmasın
Üstüme kül geldi
Çirkinliğe sıvadan
Silktim üstümü
Geri dur! […]

Devamını oku »

Sanrı XXV/Buyruk

12 Haziran 2008

Ruhların vaveylası arasında duyabildiğim
-“Yakın çerağı, buyruğum budur”
Buyruğun kesinliği
fitil kokusunun keskinliğine karışıyor
karşı çıkmanın imkansızlığını sezinliyorum
Benlik kavgasına girişecek değilim
Depreşen hislerle uyanan dev
Sıkılı yumruğum
Kalkmaya kalkışma
Senden yana değilim

Devamını oku »

Sanrı XXIV/Karantina

25 Mayıs 2008

Karantinada şehir
Sahipsiz bir kaç “neredesin?”
Bilinçsiz bir telaşla odalar alt üst
Dolanıyor dik yakalı cisim suratlı görevliler
Işığa gelme diyor bir ses
Işığa gelme!
isli cama kenardan yaklaşıyorum
eriyen sadece et mi
ayağımın battığı
külçe altın
ve kalemden sökülmeyen parmaklar
sözcükler prematüre
Umulmadık sabırla.
O!

Devamını oku »

Sanrı XXIII/Gül Bahçesi

30 Aralık 2007

Sür kokunu öyle gel
Konuş benimle
Havadan sudan bahset
Merdivenlerin bahçeye çıkışından
Tutulmayı söyle sana ve sesine
Sen en çok ellerime yakışan
Tırnaklarını geçir avuçlarıma
Derinleştir çizgilerimi
Dünde kalmadım
Kanamadım
Bir taş kadar camid,
bir korkuluk kadar acz bellendim
İşte burada
Gördü kalabalığım
Ilıktı ve koyu kırmızı
Ilıktın.
Eğil ve bula kuruyan yanlarını

Devamını oku »

Sanrı XXII/Ses/Sizlik

29 Kasım 2007

Maskeler vardı hep yedekte
Gülümseyebilmek ve umursamaz görünmek için
Zorunluluk.
Ey insanlar beni affediniz
Aldattım sizleri
İğretiydi tüm gülümsemelerim
Işık yok, renk yok, ses yok
Masallardan devşirdim hepsini
Ama inanmalısınız bana
Kendimi hiç düşünmedim
Hiç.

Devamını oku »

Sanrı XXI/Benin Ölümü

10 Kasım 2007

Lime lime olsam da
Acımaz mı hiçbir yanım
Kusurdan beri, emre amade miyim
Acıkmaz, susamaz mıyım
Sevemez miyim sevilmez miyim
Neyim?
Kim koydu bu nuru omuzlarıma

Devamını oku »