'SANRILAR' Kategorisi için Arşiv

Sanrı XXIV/Karantina

25 Mayıs 2008

Karantinada şehir Sahipsiz bir kaç “neredesin?” Bilinçsiz bir telaşla odalar alt üst Dolanıyor dik yakalı cisim suratlı görevliler Işığa gelme diyor bir ses Işığa gelme! isli cama kenardan yaklaşıyorum eriyen sadece et mi ayağımın battığı külçe altın ve kalemden sökülmeyen parmaklar sözcükler prematüre Umulmadık sabırla. O!

Devamını oku »

Sanrı XXIII/Gül Bahçesi

30 Aralık 2007

Sür kokunu öyle gel Konuş benimle Havadan sudan bahset Merdivenlerin bahçeye çıkışından Tutulmayı söyle sana ve sesine Sen en çok ellerime yakışan Tırnaklarını geçir avuçlarıma Derinleştir çizgilerimi Dünde kalmadım Kanamadım Bir taş kadar camid, bir korkuluk kadar acz bellendim İşte burada Gördü kalabalığım Ilıktı ve koyu kırmızı Ilıktın. Eğil ve bula kuruyan yanlarını

Devamını oku »

Sanrı XXII/Ses/Sizlik

29 Kasım 2007

Maskeler vardı hep yedekte Gülümseyebilmek ve umursamaz görünmek için Zorunluluk. Ey insanlar beni affediniz Aldattım sizleri İğretiydi tüm gülümsemelerim Işık yok, renk yok, ses yok Masallardan devşirdim hepsini Ama inanmalısınız bana Kendimi hiç düşünmedim Hiç.

Devamını oku »

Sanrı XXI/Benin Ölümü

10 Kasım 2007

Lime lime olsam da Acımaz mı hiçbir yanım Kusurdan beri, emre amade miyim Acıkmaz, susamaz mıyım Sevemez miyim sevilmez miyim Neyim? Kim koydu bu nuru omuzlarıma

Devamını oku »

Sanrı XX/[El Yordamı]

07 Kasım 2007

Ah kahrolası sözlerim Dinletemediğim kendime Feryat figan suya saldığım, toprağa kardığım Yokluğunun karasına öyle bir yakışır ki Doldururum ağzımı Katran olur ciğerim, yanarım.

Devamını oku »

Naçar kaldım dizinin dibinde Açıkta kaldım Sırtımı yunuyor çatılardan akan kar suları Ama soğuktan değil tutulduğum bu lerze Gözlerine bakmaktan korktuğumdan Suçlusu değilsin Al saçağına diyemem Göze alamam kaçmayı da Naçar kaldım dizinin dibinde

Devamını oku »

Toprağın bittiği yerde kurduğum bu bekleme salonunda vurdukça ağrın şakaklarıma geceyi dipçikliyorum mermiler ıslak neye uzansam nereye uzansam elimde kalıyor gel-gitlerin dövüşü uğuldatıyor duvarları gıcırdıyor yer ve tavan suya değiyor bir yanım son gelişin almazsa sancağımı batacaklıyım.

Devamını oku »

Sanrı XVII/Sürgün

06 Eylül 2007

“Kuyuda Sürgün” Kulaklarımı tırmalıyor Şuh bir kahkaha Bir zafer edası Alaycı bakışlar Bu tâklar Şölen mi var? Sensin, seni tanıyorum Sen, telaşı bana yakın Nereden çıktı bu kızıl güller, kimin onuruna? Yasaklandı şehre giriş, kırk yıl Hain bellendi bir masum Sürgün tarif edildi yeniden.

Devamını oku »

Sanrı XVI / Çıkmaz

22 Ağustos 2007

Beni ne doğrultabilir şimdi diye düşünerek geçirdim zamanı Vazgeçmek yakışmazdı bana Göz yummak ve adalete çelme takmak da Acınmak. “Neden ben” sorusunun saçmalığını anlatabilmek işin en zor yanı oldu Aşkı küçümsediğimden beridir bu başıma gelen Ama acınmak bana yakışmazdı Aşksızlık da yakışmıyor Gözlerime kan yürüyor Bu çıkmaz durumda en çıkar yol Bir bahane bulup sıyrılmayı [...]

Devamını oku »

Sanrı XV/ Serenad

14 Temmuz 2007

Gündüzde beyaz, sarı, mavi vardır Gecede yıldızlar siyah ve lacivert Kapıları yoktur gecenin, siyahı lanet değildir Gecenin kara saçları, rüzgarla salınan Ve kadın gözüne perde kirpikler kadar güzeldir Karanlık Gece değil, renk yok,pencere yok, perde yok Allahım ne çok kapı var, ne çok kilit Hücre mahkûmu, voltalar yasak Tutmuyor dizlerim, kemiklerimde bebek yumuşaklığı Kovulmuş bakışlar [...]

Devamını oku »