Sanrı XXI/Benin Ölümü
10 Kasım 2007Lime lime olsam da
Acımaz mı hiçbir yanım
Kusurdan beri, emre amade miyim
Acıkmaz, susamaz mıyım
Sevemez miyim sevilmez miyim
Neyim?
Kim koydu bu nuru omuzlarıma
bütün bunların içinde
nedendir anlayamadığım
düşüncelerimin dağınıklığı
karışıklığım,
ve hep yarım kalmışlığım…
.
Kuralına göre oyunlarda yokum
Saymayın beni
Oynayabildiğiniz kadar
Ha bir fazla ha bir eksik.
Lime lime olsam da
Acımaz mı hiçbir yanım
Kusurdan beri, emre amade miyim
Acıkmaz, susamaz mıyım
Sevemez miyim sevilmez miyim
Neyim?
Kim koydu bu nuru omuzlarıma
Ah kahrolası sözlerim
Dinletemediğim kendime
Feryat figan suya saldığım, toprağa kardığım
Yokluğunun karasına öyle bir yakışır ki
Doldururum ağzımı
Katran olur ciğerim, yanarım.
Naçar kaldım dizinin dibinde
Açıkta kaldım
Sırtımı yunuyor çatılardan akan kar suları
Ama soğuktan değil tutulduğum bu lerze
Gözlerine bakmaktan korktuğumdan
Suçlusu değilsin
Al saçağına diyemem
Göze alamam kaçmayı da
Naçar kaldım dizinin dibinde
Toprağın bittiği yerde kurduğum
bu bekleme salonunda
vurdukça ağrın şakaklarıma
geceyi dipçikliyorum
mermiler ıslak
neye uzansam
nereye uzansam elimde kalıyor
gel-gitlerin dövüşü uğuldatıyor
duvarları
gıcırdıyor yer ve tavan
suya değiyor bir yanım
son gelişin almazsa sancağımı
batacaklıyım.
“Kuyuda Sürgün”
Kulaklarımı tırmalıyor
Şuh bir kahkaha
Bir zafer edası
Alaycı bakışlar
Bu tâklar
Şölen mi var?
Sensin, seni tanıyorum
Sen, telaşı bana yakın
Nereden çıktı bu kızıl güller, kimin onuruna?
Yasaklandı şehre giriş, kırk yıl
Hain bellendi bir masum
Sürgün tarif edildi yeniden.
Beni ne doğrultabilir şimdi diye
düşünerek geçirdim zamanı
Vazgeçmek yakışmazdı bana
Göz yummak ve adalete çelme takmak da
Acınmak.
“Neden ben” sorusunun saçmalığını anlatabilmek
işin en zor yanı oldu
Aşkı küçümsediğimden beridir bu başıma gelen
Ama acınmak bana yakışmazdı
Aşksızlık da yakışmıyor
Gözlerime kan yürüyor
Bu çıkmaz durumda en çıkar yol
Bir bahane bulup sıyrılmayı denemekti
Denedim.
Aşksızlık bana yakışmıyor.
Gündüzde beyaz, sarı, mavi vardır
Gecede yıldızlar siyah ve lacivert
Kapıları yoktur gecenin, siyahı lanet değildir
Gecenin kara saçları, rüzgarla salınan
Ve kadın gözüne perde kirpikler kadar güzeldir
Karanlık
Gece değil, renk yok,pencere yok, perde yok
Allahım ne çok kapı var, ne çok kilit
Hücre mahkûmu, voltalar yasak
Tutmuyor dizlerim, kemiklerimde bebek yumuşaklığı
Kovulmuş bakışlar dökülüyor gözlerden
Gardiyanlarda düşman kindarlığı
Tutmayınca uzanan hiçbir eli, arttı kapılar
Kapılardaki kilitler […]
(Sona doğru)
Saygıyla eğilecektim
Acının onurlu direnişine
Gömecektim tüm teorileri
Ramak kalmıştı, bir eşik sadece
Ve,
Yüksek yerlere çıkıp nutuklar çekecektim
Hey insanlar!
Aklıbaşındalar!
Buraya bakın! Bakın ve görün!
Heyhat!
Hava aydınlıktı, seziyordum
Tehlikeli suların çağlayanı
Müjdeci
Seni karanlık adamlar getirmedi
Beni biliyorlar mıydı, bilmiyorum
Tutanaklar ve mahkeme kayıtları
Adına yabancı, adıma aşina
Hey! Mübaşir o kim?
Mübaşir: Onu duymadım, görmedim
Ama seni…
Vah bana!
Vah sana!
Sanrıların son kahramanı
Demek hazırsın
Öyleyse karanlığıma hoş geldin.
Bundan böyle
Tüm yeminler
Ahitler
Ve […]
İyi değilim
İnsanlar acımasın diye
saklamak işten bile değil
Kimden çekinesi
Kırılacak cam kalmadı
Çıplak ellerle toplamak var sırada
Ay tozuna yansıyan kırmızılık kanımdadır.
Kanayan yara sezgili
Ritmi bir sözün olmasına ya da olmamasına bağlı
Gözden kaçan bir imaya
Ve bedenin boşlukla oynaşması
Aşağı yukarı aşağı yukarı
Çekingenlik göstermeyecek biliyorum
İpi çekmekte
Ben de ellerine sarılmayacağım
Yapma diye
İyi iş çıkacak
Memnun olacak herkes
Sırtımda taşıyacağım ellerin izlerini
Şahit.
Beklerken seni
duvarlarımı boyamaya başladım
can sıkıntısından
Karşı duvarı boyadım önce
Sonra diğerini
Güzel olmuş değil mi?
Bitince tamam olacak hayat
Dilime zikir yaptım yağmalanan şarkılarımı
Talana inat unutmayacağım tek bir tınıyı
Söylüyorum her gün yeniden
Sadakat için şairine
Penceremden bakıyorum arada bir
Denizin mavisine, sesine
Sonbaharın sarısına.
Aşık oluyorum
Bir daha.