Küçük Duygular V
09 Mart 2010Zeytin kokardı ellerin çocuk
Ham değil, salamura
Tam yenmelik
Uzun ve esnek parmakların
Dokunmamıştır ekine
Bereket, yemin ve ahit
Her ekinde kokar.
Zeytin kokardı ellerin çocuk
Ham değil, salamura
Tam yenmelik
Uzun ve esnek parmakların
Dokunmamıştır ekine
Bereket, yemin ve ahit
Her ekinde kokar.
At kestanesi
Ben çocukken, senin bir ağacın olduğunu bilmezdim
Gökten, balkondaki çocuklar gibi sarkar
Evlerin çatılarından zıplar
Atların sırtına düşüp koşturan kestaneler sanırdım
Sırtımı verdiğim at kestanesi
Kucağıma düş benim
duygularımın büyüklüğünü hatırlat
Çünkü büyüyünce, duygular küçülüyor
Bunu en çok onun ellerinde görüyorum
Un ufak ediyor
Sonra sevdiğim dediklerine serpiyor
Ama bilmiyor mu
Serpmek düşman üzerinedir Yasin eşliğinde
onları kör etsin için
O ise sevdiklerini kör ediyor;
sonra da çekip gidiyor.
Küçük bir adım atınca dünyaların durmasını bekleyenler
Sunağınızda tapınanlar çok tanrılı
Tek değilsiniz, onlar gibi
Hele bir kesilsin sütleri
Kim kedi, kim sırtlan
İşte o zaman anlarsınız
Yağmur mu yağsın güneş mi açsın,
bir türlü karar veremeyen bir Şubat günü
İnsanların hepsi üzgündü
Etleri dökülmüştü çenelerine
Büyük meseleleri olmalıydı
17 Şubat’ı unutmayacağız, unutturmayacağız diyorlardı kimileri
Ben de önemli bulmak istiyordum
Ama unutuyordum her şeyi
İlk önce seni
Küçük duygularımı ikiye ayırıyordum
Aklımla unutuyordum, kalbimle asla
Unutmak ve unutmamak farketmiyordu o zaman
Hepsi senin tarafındaydı.
Küçük bir tat için tonlarca keçi boynuzu
Mecaz ve de oyun yoruyor beni
Okuyorum sürekli
Ne bulursam; şiir, öykü, roman
Bir duygu kırıntısı yakalayabilmek için
Gereksiz zaman harcıyorum
Üstelik başkalarına ait duygular bunlar
Onlar adına seviniyorum
Gülümserken yakalıyor annem
O da gülümsüyor imalı imalı
Belli ki o da benim için seviniyor
Ya da yüzüm düşüyor
O zaman kimseye görünmüyorum
Abdullah Ankara’ya gitmiş trenle
Gitmiş ve gelmiş
Öylesine
Ben hiç trene binmedim
Belki […]
Uzaklığına bakarak
Bir türlü çözemediğim bulmaca
Hiç okumamış gibi unuttum satırlarını
Soldan sağa beş harf kayıp, zorla kazınmış
Yordamsız yaşama cila
Ya da boy aynasındaki heybet mi
Bıcağı bileyen
değil
Yukarıdan aşağı eksik iki boşluk: Ah!
Soluk hırlıyor, çıkmıyor son nefes
Bıçağın ağzı yanlış yere dayanmış
kan bulaşmış elma kışırına
Boyun sıvanmıştır oysa
Bulmacada anahtar kelime
Son hamle.
Parmaklarım hala marangoz törpüsünde geziniyor
Öfkeliyim, neden?
Ne kadar da kusursuz çekilmiş kanım
Bir damla bile yok
Kuru et
Kuru yaprak
Kutsal parşömen gibi ince
Yazılmış bahtım, ellerinde
Öfkelisin, neden?
Evler, evler/ Üst üste, yan yana yığınak/ Pencereler perdeler balkonlar/ Erkekler kıvrak kadınlar tetikte/ Kimin eli kimin cebinde/ Güldürüyor beni bu sarmal/ yangın ve mal/ Korkutuyor da/ Vallahi değilim ikisi de/ İsmet de değilim elbette/ Diz çöktürüp kapı kollarını kontrol ettiren/ Sırada anahtar delikleri var/ Buruşuk, kirli paspaslar/ Gelenin geçenin ayak izleri/ Altında hiç kullanılmamış […]
Bak işte
Olmuyor sandıklarım bir anda başucumda
Günlerdir içime saplanan
Uykularımı bölüşen korku
Rüyalardan değil
Uyanıkken keşif isterim
Şairler nerede, neden senden bahsetmiyorlar
Şiirler neden hep masallardan bozma
Sen gerçekken.
Olmadı çocuk
Bu kadar haylazlık
Bezdirdin hayatı
İtiraz yok
Öndesin iki adım
Her şey yerli yerinde; endam, kaş göz
Çok sevdin çok sevildin belki,
bilmem kaç kere
Kim yanında kim gayrı
Söyle
Bendeki de can be çocuk
Uslan artık