Gelenler

Selam olsun
Gözlerimi açar açmaz elim ağırlaşıyor. Anlık kaybolmaların bıraktığı bir kitap buluyorum avucumda. Kapağına bakıyorum; ön kapakta anlam veremediğim bir gülümseme, tereddütlü… Arka kapakta, içerikle ilgili ya da yazarına ait bir bilgi arıyorum. ‘Defter ve Kalem’ yazısı ilişiyor gözüme.
Ana temada kan kırmızısı hakim. Kenarlar işlemeli, bilgelik boyasıyla renklenen çizgiler çok alıngan. Ben buradayım ve kıymetli bir hazineyi saklamak için seçildim diyen ağırlık var. Boyutlarına bakıyorum, sıradan olmadığı belli. Diğer kitaplara oranla daha dar ve daha uzun. Yaprakları saman kâğıdı renginde ama daha parlak, kütüphaneme sığmayacak belli. Rafları deniyorum, düzen ve intizamı bozuyor. Ya uzun ya kısa, ya da dar.
Başka bir yerde saklamalı…
Yeni bir kitaplık yaptırsam tek başına kalacak… Bu iyi bir fikir değil. Çekmeceye koysam ‘gözden ırak olan gönüldende ırak olur’ hükmünce içimi acıtacak bir korku vücut bulacak. Bu da olmaz demek ki… Aykırı.
Önce sayfaları açıp içine bakmalıyım. Değil mi?
Bu kitabı değerli kılan şeyi, kendiliğinden gözlerimin önüne bir hazine ışıltısıyla çıkıveren bu gizemi çözmeliyim.
Hangi yol için hangi kararlı adımlar var.
Hangi beste için yazılmış bir söz duruyor orda?
Kim bilir uzatmalı bir hikâye gizlidir. Belki de acıyla tecrübe edilmiş, yaşam kırıntılarıyla, ilk sayfadan başlayarak son sayfada bütüne dönüşen bir seremonidir bu.
Nerden bileyim?
Bakmadan olmuyor.
İçine düşmeden anlaşılmıyor bu kuyunun derinliği.
Demek ki gerçekten de gizemli.
Sorular soruyorum cevaplar için.
Çocuklar gibi omuz silkmesinden korkuyorum. Avazı çıktığı kadar bağırmasından, beni tekmelemesinden çekiniyorum. Çocuk alınganlığının, çocuk gözyaşının, dünyayı harabeye çevireceğinin farkında olmasam; adını cesaret koyup düşeceğim zayıflığımın yakasından.
Korkuyorum.
Kaybedilmiş muharebelerin tarih kayıtlarını tutanlar o hezimeti yaşayanlardan daha çok inlediler. Yaşayan olmak, çekilen kılıca kin bileyip, zırhla karşı koymaktı.
Öncesi ve sonrası değersizdi nefeslik anlar için,
Her kılıç yarası,
Verilmiş her can,
Zamanın düğümlenmesinden başka bir şey değildi.
Ya o çığlıkları yıllara, asırlara taşımak her canı yeniden bu acıyla tanıştırmak… Neyin nesiydi?
Her ferdi Leyla
Her ferdi Mecnun kılan tarih yazıcıları, bırakın her gün öldürmeyi… Bunu neden yapıyorsunuz?
Sevgili dostum! Henüz kitabın kapağını açabilmiş değilim.
İçinden usta bir yazıcı, usta bir katil çıkacak diye korkuyorum. Kitabı sana gönderiyorum. Bir süre sende kalsın, seversin böyle şeyleri.
Merak etme diye söyleyeyim, son sayfada söz bitmez yazıyor, arka kapağa da el yazısıyla ‘…. ……… …… …. ..?’ diye not düşülmüş.
Ha unutmadan! Braille Alfabesi ile hazırlanmış bir meram sözlüğü bulamadım buradaki kitapçılarda.
Sipariş verdim getirecekler. Kısa zamanda gönderirim inşallah. Selametle.
Lâl olana hâl düşer
masundur orası.
mazur gör kelamın acziyetini, mamur bırak hal’i bir hal’in içinde.
ne sen çıkabilirsin içinden, ne sen doldurabilirsin içini. Senden başka sen yok!
ister mumla ara, ister deniz fenerinde rabıtaya bırak en’lerini, ister bir limana bağla, ister bir vedâya dokundur dilini.
rüzgar sen
deniz sen
gemi de sen, yelken de
mürşit de sen, mürit de.
içini var’a bağla. Kim demiş halayıktır korkular, kim demiş sessizliktir sensizlik;
sen-siz-lik-tir sessizlik.
Lâl ben’im.
içinde kaf ey zümrüd,
yakınında zâl benim.
Baştan anlat rüyanı
baştan dinle bütün sevdiklerini, geri çağır kovulmuşları,
geri topla düşürdüğün ah’ları;
kal’ları, kalanları, vah’ları, varanları… okları ve yayları, geri çağır germeden.
seçilensin uzakta, sana kuşluk erişmiş,
yâd değilsin bir gecenin ardında, can suyuna yürümüştür yanağından filizler.
Nâçar değilsin bu bahçenin tumbunda
baharlıksın
sabahlık
aydınlıksın, loş değil.
Ân değilsin zamanların içinde
çoksun, da-ha-da-sın…
Çocuksun zer!
bir çocuğun içinde.
Yavuz Başak

Yorum yazın