İşte Öyle Birşey
I
Çok sonra olması gereken şimdi oldu. Ben senin her şeyini anlarım. Bir adım sonrasını, gerisini. Neden tutunamadığını, inatla yanlış yollara girmek isteyişini. Elin, yüzün çizildiği, kalbin karalandığı halde durmayışını. Masumiyetin kutsallıkla bağdaştırılmasını yüklenemeyişini. Güzelliğin, talihin ve aşkın, hayır ve şerrin neresinde durduğundan bir türlü emin olamayışını. Babana olan sevgini, annene kızgınlığını. Yalnızlığını, kimseyi sevemeyişini, çelişkilerini. Gidişlerini, dönüşlerini. Kendinden uzaklaştığında da, kendine yaklaştığında da acı çektiğini.
Ben anladım ki biz buluşmamalıyız,
“Böyle ayrı durmalıyız,
Sen orada, ben burada,
Kapı azıcık aralık
Ki okyanuslar var,
Ve dua,
Ve o, soluk gıda,
Ümitsizlik!*
Benim deliliğim, benim doğrularım, benim yolum duygularını nasıl hapsediyor ve seni nasıl acıtıyorsa senin yolun da beni acıtıyor.
Ben anladım ki bu dünya yaşamı içerisinde bizim için ortak bir zaman dilimi yok. Ortak mekan yok. Buna rağmen içimizdeki sızı geçmeyecek. Şimdi diyeceksin ki; kalbine vurduğun mühürden vaz mı geçiyorsun. “Asla vazgeçme”ydi hani. Buna karşılık ancak şunu söyleyebilirim; sevgi emektir, emekse vazgeçmeyecek kadar ama özgür bırakacak kadar sevmektir.**
Şimdilik bu kadar
13.12.09-Pazar 11.40
*Emily Dickinson
**Can Yücel
II
Yürümeye başlamışsan ilerlersin, durursan durmuşsundur. Bu ikisinin arası olmaz. Ben yürüyorum ama duruyorum gibi absürd bir durum düşünülemez.
Mutluluğun tarihi yokmuş ya hani; ben de tarihi yazmak istemedim. Tarih durmaktır, belirlemek, çizgiler, sınırlar koymaktır. Ne olurdu akıp gitseyim telaşsız, güvenle, debimde kaybolmadan ve nihayetinde denize ulaşsaydım. Olmadı, durdum. Bir şeylerin çok önemli, dönüm noktası olmasaydı. Her şey basit olsundu, ne bileyim marketten domates alıyor gibi, boğazda oturup çay içiyor gibi, memleketi kurtaran sohbetler gibi kolay ve olağan. Neden mi? Dünyanın bir anda biteceği gerçeğinin inkar edilemez oluşu tüm yaşama biçimlerini, hisleri, her şeyi anlamsız kılıyordu hala kılıyor.
24.12.2009
III
Kimse durumun vehametinin farkında değil. Bu kadar etkilenmem imkan dışıydı bana göre de. Araştırıyorum sürekli, yanıldığımı keşfetmek için. Ama bir adım ötesinde neyi aradığımı bile unutuyorum. Artık yazmıyorum. İş ile ilgili şeyleri not almak bile ağır geliyor. O yüzden bir çok şeyi aksatıyorum. Önemli olduğunu söyledikleri bir çok randevuyu kaçırıyorum. Ne için endişelenmem gerektiğini de bilmiyorum. Kısaca büyük bir bilinmezlik ve boşlukla çevrelenmişim. Bir şeylerin düzelmesi umudu ve heyecanını geride baktım. İdeal mi, o da ne? anı yaşıyorum, bilinçle değil elbette. Hayır, bohem değilim, hayatı önemsemek istiyorum, iyi şeyler yapmak, mutlu olmak belki. Ama olmuyor sevmiyorum insanları. Sürüklendiğim bu hal içinden çıkmak için çırpınmaktan da yoruldum. Normal davranıyorum başkaları bu boşluğu anlamasın diye azami gayret sarfediyorum, gülüyorum belki eğleniyorum.Uzun soluklu konuşmaları takip edemiyorum, uzun yazılar, kitaplar uzun. Böyle zamanlarda kendimi başka boşluklarda buluyorum, bir balonun içinde, boş bir teknede, deniz kenarında. Taa uzakta, orada bir yerde. Oysa kaç sene oldu gitmedim dibimdeki bir sahile. Her şey çok uzun. Hayat mı? Bilmiyorum. Çok kısa ama bu kadar acı bu kadar kısa zamana nasıl sığdı çözemiyorum. Arada bir aşık oluyorum, gittiğim yerler hep aynı oluyor. Duyduğum sesler, kokular…okuduğum şiirler, dinlediğim şarkılar. Kaybolmuşluk hep daim. Hayretler içinde dolanıyorum, neyi kaçırdığımı anlamak için yılların geçmesini beklemek korkutuyor. Belki yanılmış olmayacağım, ama ihtimal işte.
20 Ocak 2010
Yorum yazın