
Kimse sırtımı sıvazlamıyor
Okuduğum kitapların gözlerinde bile müstehzi bakışlar
Ocak tütmüyor
Yalnız kaldım, tam manasıyla yalnız
Arkamda sana sıkılan kurşun kovanları bırakarak gidiyorum
Tetiği ben çekmedim, çekemem de Devamını oku »
Kategoriler: ŞİİR |
1 yorum »

Ateşin şeytanları kutsala kaçtı
Taş topluyor güzel eller
Üç, beş, yedi
Meydanı boş bulan koşuyor
İnsan, hayvan, nefs
Avuçlarını ovuşturuyor
Hepsinde arzu ve heves
Dış kapıdan geçemedim
Elimde iki taş
Kaç defa yeltendim
Omuzda gülle
Biri camını indirmeli
Diğeri bahçendeki köpeği
Devamını oku »
Kategoriler: SAKLILAR |
1 yorum »

Gönlümün durgun kızı
Bak Beşiktaş vapurları öksüz şimdi
Beyoğlu ve Cihangir
Kalkış öncesi toprağına bastığımız
Üsküdar iskelesi
Benim ısrarla çay içişim
Senin dondurma yiyişin
Devamını oku »
Kategoriler: ŞİİR |
3 yorum »

Sen, öyle ya da böyle tutmuşsun hayatın bir ucundan
gümüşünden sırçasından
adımların sıklaşmış, yürüyorsun üzerine üzerine akşamın
ve gülümsüyorsun uyandığında yarım ağız
öyleyse biz yabancıyız
işaretleri ezberleyemem
o dediğin dilden ise anlaşamayız.
Devamını oku »
Kategoriler: ŞİİR |
Yorum yok »
“Aşk sadakati beraberinde taşır. Aşk varsa sadakat de vardır” gibi bir çıkarım yumurta-tavuk ikilemini hatırlatsa da, avuntu ya da kalbin kemirgenlerini hapsetmek için bundan kaçınmak da mümkün değildir. Sevenin gözü başka gözleri görmediğinden, fikri de zikri de aynı olsa gerek. Bir psikyatrist geçmişin efsane aşklarını modern insandan beklemek doğru değildir der. Öyle bir durum olsa bile bunu bir rahatsızlık olarak görür tedavi ederiz diye devam eder. Devamını oku »
Kategoriler: DENEMELER |
2 yorum »

Terk edilen şefkatimi
Kağnı hızında içimi yarıp geçen acıma bağladım
Takılıyor dişleri kaburgalarıma
Nasıl da vuruyor sancısı
Kan kusturuyor
Biliyorum
Sürüye sürüye bulduracak manasını
Temizleyecek anızdan bedenimi
Kırlara taşacak
Mücessem
Renk, gece, gün, el, kol, bacak…
Yavaş yavaş tamamlanacak cümbüş.
Şefkat mi ben; ben mi şefkat
Ayırt edilmeyecek.
Kategoriler: SANRILAR |
Yorum yok »

Gittikçe yalnızlaşan
Yalnızlaştıkça çirkinleşen bir kalem
Görünmeyen bir el itmişti
kalabalık
Bir çok yalnız bir araya gelince kurtulmazlar
Ağır olur kapının sürgüden indirilişi
Önden kimse gitmez
Birbirine bakışları tek bu andadır
Sövmek ve kahretmek
Aydınlık denen yalana
Köşe bucak
Alt alta, üst üste
Leş kokusu
Kargalar et yemez
Oyar gözleri, kursaklarında çürütür
tükürürler sol yana
Boş bir kelle
Saçları yan taralı
Kaşın kesiğini kapatır
Taşın tozunu
Tek vukuatı anlaşılmasın
Üstüme kül geldi
Çirkinliğe sıvadan
Silktim üstümü
Geri dur! Geri dur!
Bozgun bu.
Kategoriler: SANRILAR |
Yorum yok »
Ruhların vaveylası arasında duyabildiğim
-“Yakın çerağı, buyruğum budur”
Buyruğun kesinliği
fitil kokusunun keskinliğine karışıyor
karşı çıkmanın imkansızlığını sezinliyorum
Benlik kavgasına girişecek değilim
Depreşen hislerle uyanan dev
Sıkılı yumruğum
Kalkmaya kalkışma
Senden yana değilim
Kategoriler: SANRILAR |
1 yorum »
biraz merak, biraz hayal
kaçamak bu ya,
en çok sevda
karlıdır dağların eteği bu vakit
tımarı için kaşağı yetmez
eldivensiz iki el,
parkelerin cebinde körebeler oynasın
dağ arkası, iki konak ötesi
bendeki iki ardıç, iki salkım
üç beş adım
kararlı.
eğdim dağ başımı
kırdım kanadımı kolumu
yetiş şimdi
kaldır şimdi
sar şimdi.
Kategoriler: SAKLILAR |
Yorum yok »

Karantinada şehir
Sahipsiz bir kaç “neredesin?”
Bilinçsiz bir telaşla odalar alt üst
Dolanıyor dik yakalı cisim suratlı görevliler
Işığa gelme diyor bir ses
Işığa gelme!
isli cama kenardan yaklaşıyorum
eriyen sadece et mi
ayağımın battığı
külçe altın
ve kalemden sökülmeyen parmaklar
sözcükler prematüre
Umulmadık sabırla.
O!
Kategoriler: SANRILAR |
Yorum yok »