.......

bütün bunların içinde

nedendir anlayamadığım

düşüncelerimin dağınıklığı

karışıklığım,

ve hep yarım kalmışlığım…

.

Kuralına göre oyunlarda yokum

Saymayın beni

Oynayabildiğiniz kadar

Ha bir fazla ha bir eksik.

Yusuf’a Mektuplar

-Mektup XII –

Çıkışın doğruluğuna dua.

“Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” İsrâ 17/80.

Dediler: Nedim’e görünen timsal gibi sana da hayal olmuş. Yusuf bildiğin o güzel, rüya ile görünmüş sana. Yok vasfettiğin bu alemde. Bırak kalemi elinden. Yazma artık. Mektupların, kadınların ellerinde Yusuf’a erişmek için yol haritası, pusula. Her biri, bir hayalin peşinde. Her biri melâl içinde perişan.

Vah bana!
Vah sevdalı başıma!

Ne ile suçlanıyorum Yusuf. Tanrı mı demişim, melek mi, kusursuz mu. Endamını mı yüceltmişim sesini mi, sözünü mü? Etten kemikten olduğunu unutmuş muyum, kırk hil’ât giydirip biat etmeyene ferman mı dizmişim… Bu kadar mı kolay bu kadar mı alelâde bu kadar mı yavan. Yok Yusuf, yok. Kimse bilemez bu sevdayı anlatmanın zorluğunu. Kimse bilemez; ne câmid ne canlı, ne âkîl, ne kâmil.
Sakın ha! Sakın!
Kimse; bu satırlar Yusuf’un ötesinde, yok böylesi, uyan artık demesin, sen de deme. Anlattığın kim deme. Aradığın kim deme. Tersyüz olup güneşe girmek haram kılınan odalarda yazıldı her biri. Kuyularda.
Yusuf’tan bir harf öteye geçemedi hiçbiri.

Seni sevdiysem Yusuf, ezeldeki merhabadan.
Seni sevdiysem sana nûr bahşedenden.
Seni sevdiysem bana nûrun bahşedilmesinden.
Seni sevdiysem ebede göz dikişimden.
Ama Yusuf, binlerce kere ama;
Bildiren olmazsa bilmeni dilemem.
Dileyemem.

Ben Yusuf, Züleyha’nın duasını edebilmenin kıyamındayım.
Ben Yusuf, soğuk bir duvar dibinde sonuma hazırlanmanın kabulündeyim.
Ben Yusuf nerede olduğumu bilmeyeceğin bir sûrete dönüşmenin eşiğindeyim.
Ben Yusuf nâkısası gün be gün artan hastalığın en incesindeyim.

Arızalı fikirlerle adımlıyorum yolları çoğu zaman, insanları gözetleyerek. Parkların, otobüs duraklarının olduğu yerlerden geçiyorum. Bankta tek başına oturmuş yüksek sesle konuşan bir kadın görüyorum her seferinde. O zaman anlıyorum hep aynı yerlerden geçtiğimi, belki de geçemediğimi. Önce hayret ediyorum sonra hayret edişime hayret ediyorum.

Heyhat! Yusuf! Kuyuda olan sadece sen değilsin. Sen değilsin hep aynı duvarlara bakan. Aynı yollardan geçip geçip geçemeyen.
Kendi içine düşmüş binlerce kapısını olan kuyunun kendisiyim ben.
Kuyuyum Yusuf;
Çıkrığı kırık, ipi aşınmış, taşlarında bağırdelenler.
Yollarında deliverenler.
Geleni yok, geçeni yok.

Usanmadan artan, arttıkça üst üste kapanan kapılarım var bir de.
Kıvrılıyor rüzgarla bir sağa bir sola, bir sağa bir sola
Gıcır gıcır; gıcır gıcır…
Aşınıyor menteşeleri biraz daha
Kapılarım var Yusuf.
Her birinde bir remiz.

Yusuf!
Kuyumun hangi çıkışındasın.
Kapıda hangi remiz var.

Comments are closed.