.......

bütün bunların içinde

nedendir anlayamadığım

düşüncelerimin dağınıklığı

karışıklığım,

ve hep yarım kalmışlığım…

.

Kuralına göre oyunlarda yokum

Saymayın beni

Oynayabildiğiniz kadar

Ha bir fazla ha bir eksik.

Yusuf’a Mektuplar

-Mektup XI -

Beyazın Çağrısıyla

Neredesin, ne yapıyorsun bilmiyorum. Baharda mı yazda mısın. Burada kış Yusuf. Kar yolları kapatıyor. Belki geleceğin, belki kalacağın yolları. Pencerelerden sızıyor karın nefesi. Kiminin hevesi oluyor beyaz, kiminin sonu. Başlangıcın da sonun da rengi aynı, ne tuhaf değil mi. Fark ettin mi Yusuf, duruldum. Çağlayamıyorum eskisi gibi. Bırakın beni! Bırakın beni! diye haykırdığım günler serzenişle göz kırpıyorlar. Hani diyorlar, hani ne oldu delişmenliğine, asiliğine. Sakinim. Sonbaharın hafif esen rüzgarında dalından kopup düşen sarı yaprakların salınışında ruhum. Beyazın asaleti inmiş gibi üzerime. Kaybedecek bir şeyi olmayanların düşüncelerinden, davranışlarından, yürüyüşlerinden korkmak gerekir Yusuf.

Göster bana.

Göster bana kaybedeceklerimi Yusuf.

Bu Şubatta kar Yusuf

Kışın sonu

Yolun sonu

Benim sonum gibi geliyor

Çitlerin arkasına saklanmış bir çocuk gibi perdeyi aralıyorum, incisi düşmüş broş gibi sokağa ilişiyor gözlerim. Bana, geçecekmişsin gibi davranmak kalıyor, geçmeyeceğini bile bile. Biraz heyecan, biraz heves, hep özlem. Odamın içinde bir ileri bir geri, bir ileri iki geri, bir ileri hep geri, hep geri.

Son günlerde dağıttım iyice fikriyatımı. Kendimi antik kentlerin kimsesiz sokaklarında buluyorum kimi zaman, geçmiş zaman acılarını topluyorum kaldırımlarından. Kaç kalbin suskunluktan yitip gittiğini düşünüyorum. Aragon haklı mı Yusuf? Mutlu aşk yok mudur? Acısı kalbe saplanmayan, ağlatmayan, güçsüz bırakmayan. Aşkı yaşayanın hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır mıdır her an.. Nedir Yusuf? Nedir aşk, anlat bana…

Bir kere olsun, bir kere olsun Yusuf, cevap alabilseydim senden, daha emin yazardım. Bu kadar kendini bilmez dolaşmazdım tanımadığım, tanınmadığım yerlerde. Oysa kararmış, yırtılmış artıklarını topluyorum mektuplarımın her postacı zilinin ardından. Adresi yazılmayan mektup nereye gider Yusuf. Ya neden mektup gelmez senden. Hayra yor yazdıklarımı Yusuf, hayra yor, hayır yaz iki satır, hayrolsun.

Bunca dağınıklık arasında yaşam mecburiyetimin yaşattıklarını başkalarına anlatma eziyetine katlanmamak için her anımı -mış gibi yaşar oldum. Dinliyormuş gibi, gülümsüyormuş gibi, yazıyormuş, uyuyormuş ve varmış ve yokmuş gibi. Gümrüklerden rüşvetle kaçırılan kaçak mallar gibiyim oysa Yusuf. Saklanmalı belki de hemen elden çıkarılmalıyım. Değerli ama yasak, değerli ama kaçak. Masal kadar hayal, gerçek kadar acıyım. Dokunursan ağlayacak gibiyim, dökülürsem kuruyacak gibi, bir işmarla ölecek gibi. Bu nedir Yusuf? Nedir aşk, anlat bana…

Kabul ediyorum Yusuf, ben kaçağım, ben günahım, ben yasağım. Usul usul geçiyorum koridorları. Odamın ücrasına sığınıyor fikirlerim. Çıkaramıyorum bedenimi dışarı. Gelişime kesilen bilet, gidişime de kesilecek sorulmadan. Teslim edileceğim.

Bu Şubatta kar Yusuf

Kışın sonu

Yolun sonu

Benim sonum gibi geliyor

Yeryüzünün ortasında kalakaldım bir başıma, Ölümü düşlüyorum, Rabbimden af dileyerek. Kar gelip dua gibi örtüyor üzerimi. Alnımda ayazda sızlayan üç boğumlu çizgi.

Başlangıcım

Hevesim

Sonum

Hepsi

Beyaz.

Comments are closed.