Yusuf’a Mektuplar
MEKTUP XXV -Anların karmaşası içerisinde
Günlerdir uykusuzum, gözlerim kan çanağı. Nedenini bilmiyorum. Gözlerin uyumak için can attığı ama uyumanın mümkün olmadığı bir hal içerisinde zaman geçmek bilmezken ben anların karmaşası içerisinde kıvranıyorum. Davranışlarım, duygularım duyarsız ve tutarsız. Kâh gece kâh gündüz, kâh bahar kâh güz. Yorulduğumu hissediyorum.
Mektupları okuyorum sıra sıra. 7.sini birkaç kez. Onlarca mektup. Onlarca açılmamış, okunmamış mektup. Buna rağmen işte bu satırlar Yusuf, vazgeçilmezliğin delilleridir. Belki lehime belki aleyhime. Aşık kârının hesabında değildir. Hesapsızlığın zararındadır çoğu kez. Yine de alır zararı baş tacı eder. Gelen sendendir çünkü.
Belki de Yusuf dağınıklığımın sebebi aklımın müşevveş olmasındandır. Ömrünün bir gün olduğunu bilmeden belirsiz bir boşlukta uçan kelebekler gibi. Bir oraya uçarım bir buraya yarınımdan bîhaber.
Kabarmış içim ve sarhoş başımla başka bir yokuşun başındayım Yusuf. Bilmesen de halimi her ıztırarımdan çıkışımı senden bilirim. Ya kokun, ya sesin ya nefesindir dindiren korkuları.
Sebeplerin bilinmezliği
Sabrın sonsuzluğunu çağırıyor
Belli ki bu yolda çok yokuş var
Biri başlar biri biter
Ya ayrı ya beraber
Sana yol, sana kervan, sana yoldaş, sana sırdaş olmaya çalışırken, kuyu oldum, kurt oldum, eşkıya oldum. Ne ile döner talihin çarkı geriye, hangi sebebe muhtacım bilmiyorum.
“Öfkemi iyi belesin öfken
Aşk duraksar ve yara alır
…
Diz çökeyim söyle
Tahtın nerede
Bende kaynayan sende kaynak
Tıpatıp iki kristal küre
Aramızda ceylanımsı bir sıçrama
Çalkalanır sonsuzca. Şöyle irice
Bir kelime bul ok atsın döş kemiğime”* yeter ki bitmesin yokuşlarım…
*Cahit Zarifoğlu