Yusuf’a Mektuplar
-Mektup VII-
Bak Yusuf, bulunduğun yerden, sırtını dayadığın yerden bak, bakışlara bak, sana yananlara bak. Senden bir göz kırpış, bir ima bekliyor herkes. Bir benim yüz çevrilmekten korkan, bir benim yüzü kara. Bakınca uzaklardan gördüğün; o cansız, o solgun, o yorgun, o içi boş, o kalabalığı koruyan korkuluk benim.
Dikilmişim buraya, elimden bir şey gelmiyor Yusuf, sözümden, gözümden, ayaklarımdan, içimden bir şey gelmiyor. Doğrusu hiçbir şeyimden hiçbir şey gelmiyor. Oysa her şey gelip geçiyor benden. El geçiyor, ten geçiyor, gün geçiyor, “bir gün” geçiyor. “Bir gün”ün üzerinden günler geçiyor, yol geçiyor…
Korkuyor musun benden Yusuf, karalığım korkutuyor mu seni, solgunluğum, yorgunluğum. Bilmiyorsun Yusuf, hiçbir şey bilmiyorsun. İçimdeki kalabalığın zaptiyeliğini yapmanın zorluğunu bilmiyorsun, ayazda, karda, güneşte, nârda açıkta kalmanın solmadan olmayacağını bilmiyorsun.
Üzerime doğan aya neşideler gelen dilimi bilmiyorsun, içimde kurduğum, yıktığım ülkeleri bilmiyorsun, söylemenin bedelini bilmiyorsun, söyleyememenin bedelini bilmiyorsun.
Korkuluğum Yusuf, kendini korkutan, korkularını korkutan, kalabalığını korkutan, seni korkutan, baştan ayağa korkuluğum.
Sen Ey Süreyya, ne kadar yukarıdaysan ben o kadar aşağıda
Sen ne kadar güzelsen ben o kadar çirkin
Sen hep tam, ben hep nakıs
Altüstüm Yusuf darmadağınık, suçun kendisiyim, asayişim ellerinde
Bir söz yeter doğrulmama
Bir söz yeter yıkılmama
Bir bunu bil, başka bir şey de bilme.