Yusuf’a Mektuplar
-Mektup IV-
Rüyaların izinde tek sancı aşk
Buluşmaları kaçak zamanlara bile uğramayan aşka mı dönüştük Yusuf. Uçtu yüzümün alı, kuyulara döküldü yaldızım ve yıldızım; erişti mi aydınlığım sana, karanlığına zenbil oldum mu? Söndü kandil, kırıldı fanus… Kör ocaklara döndüm, karanlıklardayım. El yordamı doğrulttuğumu zannederken içimin yıkıntılarını, yıkıyorum biraz daha. Belki de haklılardı Yusuf, her şeyimiz aşk olmamalıydı. Onurlu bir direnişimiz, savunulacak bir teorimiz, ne bileyim büyük laflarımız, uğruna ölünecek davamız olmalıydı. İnsanları arkamıza takmalıydık, duvarlara “Yaşasın..” yazmalıydık, ya da “Kahrolsun..”
Üçüncü ellere oyuncak, geçmiş zaman kipinde kalmış hayat utandırmalıydı.
Aşk kıran, kırılan tarafımız olmamalıydı. Yıkıldığımızda kaldıranımız, Ey sen! Ey sen! dedirtenimiz, kaçak ayaklarımızın uğrağı olmalıydı. Ben ve tüm benler; zavallı bir devrin sancısız evlatları diye yaftalanmamalıydık.Küseli gecelere, karıştı al ile kara, mahrum edildim sadık rüyadan, kan ter içinde uykularım Yusuf. Sana yoracak ne bir hal buldum ne bir kâl işittim. Rüyama gelmiyorsun, neden Yusuf? Haram mısın? Kararsız mı? Gönülsüz mü? Aslı olmaya yemin etmiş kadar ciddiyim oysa seni bulmaya, Yakup kadar mü’min ve heveskâr ve göz dikmiş semaya.Neredesin Yusuf…
Ben bende iken gel
Sen bende iken gel
‘Bende’sin sonuna kadar,
bulamazsam da yok yolum başka biliyorsun
Biliyorsun, ben de ‘Bende’yim sana
Sende benim için tek eman
Ne olur aman! aman!Gel Yusuf
Ben bende iken gel
Son tuğlayı koymadan gel
Hala yerinde olup olmadığını bilmediğim meşenin gölgesine gel. Yoksa da kırına gel, külüne gel. Görün kalbime, rüya bile olsa iman ettir geleceğine.
Yanında dere boyundan geçerken topladığın ismini bilmediğim birkaç sarı-beyaz çiçek getir.
Rüya bu Yusuf, bırak böyle olsun.
…