Yusuf’a Mektuplar
XXIII. MEKTUP
Güz geldi yine, kendimi terk etmemenin mi yoksa terk edememenin mi ayırdı bu?
Mevsimleri ayırt etmeyi çoktan bırakmıştım oysa.
Şarkıda dendiği gibi saatler geçmek bilmezken; günler, hayatlar nasıl geçip gidiyor bizden.
Mevsimler geçiyor Yusuf, bak güz yine.
Harcanıyor yok pahasına kıymetlerim.
Harcanıyor nidalarım.
Ufuklara, denizlere, hayallere dalan bakışlarım harcanıyor
Tükenmeyeceği zannedilen zaman harcanıyor
Ve sevdam.
Sözler harcanıyor, gözyaşları, hüzünler, kaygılar
Gülüşler, yürüyüşler, susuşlar
Hepsi sensizlikte yaşanıyor, harcanıyor yok pahasına
Hep düşünüyorum, bölük pörçük oluyor bu daha çok. Her zaman böyleydim işin aslı. Bir de dalgınlık eklendi üzerine çekilmez oluyor. Geceleri dolaşmaya çıkıyorum çıplak ayak. Soğuk taşlara basıyorum, alıştırıyorum kendimi. Kim özlemiş, kim teselli bilmiş musalla taşını, bu ne küstahça dilek. Rabbim affet.
Harcanıyor umut olması gereken dilekler
Yanlış kapılara dayanıyorum, isteksizce açıyor, karanlıklara giriyorum. Oysa biliyorum Yusuf senden başka aydınlık yok bana.
Her şey hatıra olmaya meyyal. Beşiktaş’a yanaşan vapur, Galata’nın balıkçıları, ellerinin çizgileri. Hatıra Yusuf, geride bırakmayı bilmenin payesidir. Bana her ân, gün gibi Yusuf.
Hatıra değil hiçbiri. Hatrımda hepsi.
Hafta sonu şehrin dışına çıkmak mutad oldu. Seversin sen de toprakla uğraşmayı.
Sahi çiçeklerin nasıl, hani küstüm çiçekleri. Hayallerimiz nasıl, iyi bakıyor musun onlara. Küçük bir sahil kasabasında bahçeli bir ev, çocuklar, kediler ve çiçekler…
Tepelere güz sarılığı hakim. Beykoz tepeleri. Yolları kapatan yarı sararmış yapraklı ağaç dalları arasından geçmek buruk bir duygu. Biraz hazan, biraz huzur.
Söylesene Yusuf huzur kimin ellerinde.
Neyi dilemeliyim O’ndan.