.......

bütün bunların içinde

nedendir anlayamadığım

düşüncelerimin dağınıklığı

karışıklığım,

ve hep yarım kalmışlığım…

.

Kuralına göre oyunlarda yokum

Saymayın beni

Oynayabildiğiniz kadar

Ha bir fazla ha bir eksik.

Yusuf’a Mektuplar

MEKTUP XIX-Kahve Kokusu

Kahve kokusu bana hep seni hatırlatır. Bir de sigara. “Kahve ve tütün kardeştir, ayırmamalı” derdin. Ne kadar yakıştırdığımı hiç söyleyemedim, nasıl söylerdim bırakmanı isterken. Çelişki deme Yusuf, çelişki değil. Hep iyi ve güzel olandı sana yakışan. Günün, nûnun, kalemin, gülün güzeli. Sayamadığım her şeyin güzeli.

Kaldırımlardı ayaklarına yakışan. Okşarken sırtlarını, kahrederlerdi taş olduklarına.
Hızlansan biraz, hızlanırdı kalp atışları geçip gidecek olmanın telaşıyla.

akşamdı
yağmurdan arta kalan
çiçeklerin ve çimlerin gözleri
ışıl ışıl
sonbahar duygusu
serin rüzgar ve ıslak sokaklar
şarkılar susar ve cıvıldaşan kuşlar
beklerdik telaşla hepimiz

Şimdi Yusuf öyle bir cesaret gerek ki ölümden sonrasının acısına göğüs gerebilsin. Biliyorum ki kapatınca parantezi dünya gözüyle yaşanabilecek en dehşetli vahşeti tadacak benliğim. Geriye hiçbir düş ve gerçek kalmayacak. Bunları biliyorum Yusuf.
Ve sensiz Yusuf yakışmadığımı biliyorum ne güne ne geceye.
Ne söze ne hevese
Ne ömre ne ölüme.

Kahve kokusu ve Şam. O yıllarda Şam’dı hatırlanan. Kirli, dar sokakları arasında yayılırdı kokular. Baharat ve kahve. O şehri, mücessem bir varlık olarak sevdim. Aşk gibi. Hala bir yanım buram buram tüter hasretle. Bir süre sonra aynileştirdim seninle. Oradasın dedim kendime. Ya da başka antik şehirlerde. Bir yerde varlığına elbise giydirmek, orayı sevmek teselliydi.

Eskiyi sevmek kurtulamadığımız bir hastalık gibi.
Efsanevi biraz, biraz da ulaşılmaz.
Varla yok arasında.
Ben de öyleyim Yusuf
Varla yok arasında.

Efsanelerden çıkıp gel
Gel-gitleri gel et de gel
Ölümlerden döndür de gel
“Sen en çok ellerime yakışan”
yakıştır beni kendine
ve var et.

Comments are closed.