.......

bütün bunların içinde

nedendir anlayamadığım

düşüncelerimin dağınıklığı

karışıklığım,

ve hep yarım kalmışlığım…

.

Kuralına göre oyunlarda yokum

Saymayın beni

Oynayabildiğiniz kadar

Ha bir fazla ha bir eksik.

Yusuf’a Mektuplar

MEKTUP XVIII – Ürperen duygularla…

Dört duvar arasında, kitaplar yetersiz kalıyor.
Sessizlik arttıkça tereddüdün kollarında buluyorum kendimi, ürperiyorum.
Ben olmaz dedikçe, kolları daha da sıkı sarıyor.
Sonra eğiliyor “gözden ırak olan gönülden de ırak olur” sözünü fısıldıyor kulağıma.
Hangi ata söylemişti bu sözü, neden söylemişti.
Her ata doğruyu mu söylerdi.
Bilemedim
İnanmadım
Sıyrıldım.
İns ve cinlerden tüm kötü ruhlara kum serptim, geçtim aralarından.

Geçtim, geçtim
Kendimden geçmeden, geçtim gittim.
Denize gittim.

Artık denize gidebiliyorum. Her gün aynı yere gidip oturuyorum.
Yüzdürüyorum düşüncelerimi, derin bir nefes alıp derinlere dalıyorum.
Her şeyi sonuna vardırıp çıkarıyorum sonra, kaybetmeyi öğretmeye çalışıyorum,
Ne mümkün? Ne korku ne telaş.

Deniz aşırı ülkeler aklıma geliyor, hani taş yapıların, kulelerin, zarif insanların yaşadığı, hani senin içinde olduğun. Hani düşlediğin, hani düşlediğim.
Daha da uzaklara gidiyor kalbim. “Cesaretimi toplayıp gidebilir miyim bir gün acaba”ların düşünü kuruyorum.
İnsan düşlediği kadardır değil mi Yusuf?

Denizden bir yaz alazı geliyor, senden biliyorum, kapayıp gözlerimi veriyorum yüzümü, yakıp geçiyor;
o da Woolf’u fısıldıyor:

“Ne kızgın güneşten kork şimdi
Ne de azgın kışın hışmından”

Korkmadığımı anlatmak istedim ona.
Ve sana
Ama Yusuf ulaşır mı sana düşüncelerim, hayallerim ve düşlerim
Haberin olur mu?
Haberin olduğundan benim haberim olur mu?
Bîhaberim Yusuf, varlığından, yokluğundan bîhaberim.
Sesinden, soluğundan
Neşenden, kederinden
Gününden, gecenden.
Bîhaberim.

Senden bîhaberim.
Benden bîhaberim.

Comments are closed.